{"product_id":"nihayet-aylik-dergi-sayi-138-haziran-2026-nihayet-dergisi-ciltsiz","title":"Nihayet Aylık Dergi Sayı: 138 Haziran 2026 | Nihayet Dergisi (Ciltsiz)","description":"\u003cdiv class=\"pd-content-overview\" id=\"collapsible-desc\"\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eDünya Kupası, futbola ilgisi olmayanları bile ilgilendiren, küresel bir olgu. Sadece bir futbol olayı değil çünkü. Bu biraz da artık futbolun salt futbol olmamasıyla ilgili bir durum. Futbol, devasa bir endüstrinin, satış, pazarlama, tüketim kanallarının tamamını ustalıkla kullanarak sattığı bir ürün. Etrafında kopan envaiçeşit kavganın, taraftarlar açısından naif bir taraftarlık ve geleneğe sadakatle ilgili tarafı bulunmakla birlikte devletlerin, hükümetlerin ve şirketlerin kavgalarının andığımız motivasyonları daha ziyade ekonomik.\u003cbr\u003eDünya Kupası, futbolun devletler, uluslar ve diplomasiyle yoğun kesişmeler içine girdiği küresel bir olay. Futbol, Dünya Kupası sayesinde sınır ötesi bir karakter kazanıyor, bir ülkenin diğer ülkelerle futbol temelinde karşılaşmasını sağlıyor. Futbolun temsil ettiği güç ve başarının sembolik yönüne orantısız anlam yükleyen bir milliyetçi için kendi ülke takımının girdiği müsabakalar bir tür savaş meydanı müsabakası gibi algılanabiliyor. Bu sene Dünya Kupası maçlarının Amerika, Kanada ve Meksika’da ortak yapılıyor olması bu oyunu her zamankinden daha da farklı kılıyor. Amerika’nın son bir senede Latin Amerika’da, Ortadoğu’da ve Avrupa’da giriştiği birbirinden bozuk, birbirinden bayağı işlerin ardından bütün bu bölgelerden ülkelerin, sanki her şey yolundaymış ve futbol masum ve barışçıl bir kamu diplomasisi yordamıymış gibi Amerika’da toplanması, nereden baksanız bir vodvili andırıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eNihayet bu sayıda Dünya Kupası’nı ele alırken, kupa maçlarının önemli bir kısmının Amerika’da yapılıyor olmasına özellikle eğildi. Dosya ayrıca Dünya Kupası’nın tarihine, ekonomisine, ideolojik atıflarına da değindi. İşin bir yanı futbol endüstrisinin, bir yanı milliyetçiliğin ve ulus devletin beklentilerinin, bir yanı sömürgeciliğin, bir yanı Doğu-Batı dikotomisinin açtığı başlıkların altında değerlendirilmeye elverişli, zengin ve sadece futbol oyununu ilgilendirmekle yetinmeyen bir olgu.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eDosya Selçuk Özaydın’ın, “2026 Dünya Kupası: Futbolun Ötesinde Bir Küresel Oyun” isimli yazısıyla açılıyor. Yazıda 2026 FIFA Dünya Kupası, 48 takımın katılımı ve ABD, Kanada ile Meksika’nın ortak ev sahipliğiyle turnuva tarihinin en kapsamlı organizasyonu olmaya hazırlanmasından bahsedilirken Dünya Kupası’nı bir spor etkinliği olmanın yanında küresel ekonomi, kültürel diplomasi, spor endüstrisi ve yumuşak güç mücadelelerinin sahnesi olarak ele alınıyor. Mega spor organizasyonlarının ülkelere olan ekonomik mirasını, ABD’nin spor altyapısını ve futbolun Kuzey Amerika’daki yükselişi ve Dünya Kupası’nın bu seneki karşılaşmasını küresel etkilerini çok boyutlu bir perspektifle inceliyor. Sonrasında Haydar Haluk Caylan, “Futbol, Kimlik ve İktidar: Dünya Kupalarının Siyasi Tarihi” yazısında Dünya Kupalarının sportif bir organizasyon olmanın dışında kimlik, iktidar ve ideolojik mücadelelerin küresel sahne hâline gelişi ele alınıyor. Mussolini İtalya'dan Arjantin cuntası, tribünlerde yükselen aşırı sağ hareketlerden Maradona ve Sócrates'in direniş sembolüne dönüşmesine kadar futbolun politik hafızasını inceliyor. Yazı, yeşil sahadaki her golün aslında toplumsal hafızada yankılanan politik bir hikâyenin taşındığını gösteriyor. Ardından Mehmet Emin Balcı, “Bu Neyin Kafası? İki Kupa Arası Futbol, Şiddet ve Kimlik”de futbolun yalnızca bir spor olmanın ötesinde savaş, siyasetin, kimlik mücadelelerinin ve toplumsal gerilimlerin aynası olduğunu anlatıyor. Dünya Kupaları üzerinden tarihin kırılma anlarını takip eden yazı, özellikle Zinédine Zidane'ın 2006 finalindeki “kafa darbesi”ni modern Avrupa'daki göç, dışlanma ve kimlik krizleri okuyor. Futbolun hem ortak bir yardım duygusu hem de bastırılmış öfkenin sahnesine dönüşmesini okuyan metin, oyun estetiği ve politik durumu birlikte tartışıyor. Tugay Kaban, “İstatistikler Her Zaman Yalan Söylemeyebilir” yazısında Dünya Kupası sayıları ve istatistikler üzerinden okuyarak futbolun küresel dönüşüm hikâyesini anlatıyor. Şampiyonluk sayılarından gol rekorlarına uzanan veriler sırasında, Dünya Kupası'nın güç dengelerini, endüstriyel büyümeyi ve futbolun genel doğasını değerlendirme dev bir küresel sahneye dönüşmesini ele alıyor. Yazı, futbol istatistiklerinin bazen oyunun ruhuna dair önemli hakikatler söylediğini gösteriyor. Sonrasında Erdal Hoş, “Futbol Bir Kaledir” yazısında modern futbolun teknolojisi, veri analizi ve endüstriyel dönüşümle birlikte sürekli değişime odaklanıyor. VAR ekranının yapay zekâ destekli ilişkilerine uzanan yeni futbol düzeninin oyunun adalet arayışını güçlendirirken, kendiliğinden heyecanı ve insani tarafının varlığını tartışıyor. Dünya Kupası'nın artık küresel bir gösteriye dönüşmesine futbolun gelişmesine rağmen, ortak hafıza ve “biz olmanın” güçlü bir alan olduğunu vurguluyor. Güven Adıgüzel, “Birlikteydik ve Buradaydık: Futbol'un Sıradan Mucizeleri Üzerine” yazısında futbolu bir oyun olmanın yanında, ortak insanların bir duygu etrafında buluştuğu evrensel deneyim olarak ele alıyor. Sahra Çölü'nden Copacabana sahillerine, mahalle aralarında Dünya Kupası tribünlerine uzanan hikâyeler üzerinden futbolun yardımlaşmasını, coşku ve müşterek hafıza üretme gücünü anlatıyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eNihayet’in Kayıtlar, Hayat Memat ve Kültür Atlası sayfalarında da okuru birbirinden önemli yazılar bekliyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eAyhan Demir, “Silistre'nin Hasreti: Sinan Paşa Camii” Osmanlı'nın Balkanlardaki önemli kültür bilgilerinin Silistre'nin anısında yer eden Sinan Paşa (Selim Paşa) Camii'nin hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Yazı, Balkanlardaki Osmanlı eserlerinin kaybı üzerinden tarih, yardımlaşma ve kültürel hafıza üzerine düşündürücü bir panorama sunuyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eÖmer Faruk Aksoy, “Hicaz'ın Ezheri: Savlatiye Medresesi” başlığında Mekke'nin stratejik ilminin merkezinde yer alan Savlatiye Medresesi'nin kuruluş hikâyesini ve İslam dünyasının evrensel direnişindeki rolünü ortaya çıkarıyor. Hintli Müslümanların desteğiyle kurulan medrese, modernleşme ve sömürgeciliğe karşı ilmi bir sığınak olarak öne çıkarken, Hicaz'daki geleneksel eğitim birikiminin de sembolü. Yazı, yıkılan tarihteki okulun ardından kaybolan hafızayı ve ümmet coğrafyasını birbirine bağlayan ilim ağlarını hatırlatıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eNecati Tonga’nın, “Hazine-i Evrak: Memduh Şevket Esendal (1883–1952)” başlığında hazırladığı bu bölüm Türk edebiyatının önemli hikâye ve roman yazarlarından Memduh Şevket Esendal’ın hayatını arşiv belgeleri, fotoğraflar, eşliğinde okuyucuya sunuyor. Esendal’ın gençlik yıllarından diplomatik görevlerine, ailesiyle yazışmalarına uzanan fotoğraflar Memduh Şevket Esendal’ın çok yönlü kişiliğine ışık tutuyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eKevser Çelikel, “Mutfağımızın Unutulan Meyve Mirası” başlığında Osmanlı mutfağında yaygın olan ancak günümüzde büyük ölçüde unutulan meyve kullanımını yeniden gündeme taşıyor. Ayvalı et yemeklerinden erikli tavalara, çağla aşından vişneli zeytinyağlılara uzanan zengin bir mutfak mirasını hatırlatan yazar, mevsim ve yerellik ekseninde meyvenin yemek kültürümüzdeki yerini ele alıyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eCihan Aktaş, “Edebiyat ve Gündelik Hayat” yazısında edebiyatın gündelik hayat karşısında çoğu zaman tali ve güçsüz bir alan olarak görülmesine itiraz ediyor. Dijitalleşme, tüketim kültürü, geçmişle hesaplaşma ve kapitalizm eleştirisinin güncel edebiyattaki yansımalarını değerlendiren yazar, son dönemde yayımlanan eserler üzerinden edebiyatın hakikat arayışındaki yerini tartışıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eEsra Ceylan, “Ekranın Ardındaki Sessiz Tehlike: Cinsel Siber Zorbalık” başlığında dijital dünyanın görünmeyen risklerinden biri olan cinsel siber zorbalığı psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla irdeliyor. Çocukların ve gençlerin çevrim içi ortamlarda maruz kalabildiği manipülasyon, tehdit ve mahremiyet ihlallerinin bireylerde bıraktığı duygusal etkileri değerlendiren yazı; utanç, yalnızlık ve suçluluk gibi duyguların nasıl ortaya çıktığını açıklıyor. Teknolojiyi korku diliyle değil bilinç ve farkındalıkla kullanmanın önemine dikkat çeken çalışma, dijital güvenlik ve sağlıklı iletişim konusunda ailelere ve eğitimcilere önemli hatırlatmalar sunuyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eYasin Taçar, “Empati Bir Ahlaki Değer midir?” başlığında Taçar, empati kavramını İslam ahlakı perspektifinden bakarak modern düşüncenin merkeze aldığı birey temelli yaklaşımı sorguluyor. Ensar-muhacir örnekleri ve Kur’an ayetleri üzerinden, müminin başkasını anlamaktan öte onu kendisine tercih etmesinin ahlaki ideal olduğu vurgulanıyor. Yazı, empatiyi modern ve birey merkezli bir değer olarak değerlendirirken, İslam ahlakının temelinde Allah rızası ve kardeşlik bilincinin bulunduğunu ileri sürüyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eEnes Ürün, “Guénon, İbn Arabî'nin Batı'daki En İyi Temsilcisidir” başlığında Cezayirli büyük Ekberî şârihi Şeyh Abdülbaki Miftah ile gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşide ezber bozan detaylar yer alıyor. René Guénon'un düşüncelerini İbn Arabî irfanını yeniden okuyor. Guénon'un modern dünyaya yöneldiği metafizik eleştirileri, tasavvuf, gelenek ve hakikat anlayışı üzerinden ele alınırken; Batı düşünceleriyle İslam irfanı arasındaki köprüler de tartışılıyor. Şeyh Miftah, Guénon'un yalnızca teorik bir düşünür olmadığını, irfanî bir tecrübenin taşıyıcısı olduğunu vurguluyor. \u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eEmrah Tüncer, “Marsilya’nın Dört Hırsızı ve Hayatta Kalmak”da Marsilya’daki büyük veba salgını sırasında ortaya çıkan “Dört Hırsız Sirkesi” efsanesinden hareketle salgınlar, yoksulluk ve sağlık sistemleri üzerine düşündürücü bir yazı kaleme alıyor. Marsilya’dan Osmanlı’ya uzanan bu hikâyede, Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin kolera döneminde halka önerdiği koruyucu yöntemler hatırlatılırken salgınların en ağır bedelini her zaman yoksulların ödediği vurgulanıyor. Tarihsel bir anlatıyı sosyal adalet ve sağlık politikaları üzerine güncel bir sorgulamayla birleştiren metin, salgınların yalnızca tıbbi değil aynı zamanda toplumsal meseleler olduğunu gösteriyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eTevfik Furkan Akbuğa, “Mısır’dan Türkiye’ye Bir Muharrir” 1893’te Mısır’da doğan Ömer Rıza, Cumhuriyet’in ilk dönemine kadar uzanan hayatında gazetecilik, tercümanlık ve yayıncılık faaliyetleriyle öne çıkan önemli bir fikir adamıdır. Ezher’de eğitim görerek, Sebîlürreşâd çevresiyle kurduğu ilişki ve Mehmed Âkif’in damadı olmasıyla Türk düşünce hayatında önemli bir yer edinmiştir. Akbuğa, Türk dil zenginliği oldukça güçlü yazıları ve tercümeleriyle Türkiye’de İslami düşüncenin şekillenmesinde etkili isimlerden biri olarak hatırlanan Ömer Rıza’ya ve döneme dair dair geniş bilgilere yer veriyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eMehmet Kırtorun, “Çamurdan Parlayan Kılıç Yedi Krallık Şövalyesi Üzerine” başlığında dizi ve filmlere ışık tutmaya devam ediyor.  George R. R. Martin’in Yedi Krallık Şövalyesi evreninde yer alan “Çit Şövalyesi” hikâyesini Dunk ve Egg karakterleri üzerinden edebî, felsefî ve sosyolojik bir okumaya tabi tutuyor. Anlatı, Westeros’un görkemli taht oyunlarından ziyade çamurlu yollarında, sıradan insanın onur ve adalet arayışına odaklanıyor. Kırtorun, Dunk’ın eylemlerini Kantçı etik ve güç ilişkileri bağlamında tartışarak, adaletin yaldızlı salonlarda değil, gerçek adaletin Dunk’ın diz çöktüğü çamurda ve bedel ödenen seçimlerde ortaya çıktığını savunuyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eNihayet’i Türkiye’nin her yerinde gazete bayileri, seçkin kitabevleri ve zincir mağaza marketlerde bulabilir, www.birliktedagitim.com sitesinden kolayca abone olabilirsiniz.\u003c\/p\u003e\n\u003c\/div\u003e","brand":"Nihayet Dergisi","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":52341328675096,"sku":"book_dyk_4444444444903","price":6.82,"currency_code":"USD","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0760\/4132\/2776\/files\/wu4CLRR55E4Ch66S8rjNHVx8v7lDBqdIhUUaROIL.jpg?v=1782605592","url":"https:\/\/dunyadakitap.com\/products\/nihayet-aylik-dergi-sayi-138-haziran-2026-nihayet-dergisi-ciltsiz","provider":"Dünyada Kitap","version":"1.0","type":"link"}