{"product_id":"nihayet-aylik-dergi-sayi-140-agustos-2026-nihayet-dergisi-ciltsiz","title":"Nihayet Aylık Dergi Sayı: 140 Ağustos 2026 | Nihayet Dergisi (Ciltsiz)","description":"\u003cdiv class=\"pd-content-overview\" id=\"collapsible-desc\"\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eDoksanlardan itibaren, köyde yeni evler peyda olmaya başladı. Şehirlere göç etmiş köylüler, köye ev yaptırmak istiyorlardı. Ama bu yeni evlerin sahipleri, eski evlerin zahmetini taşımak istemiyorlardı. Tuvalet içeride olsun, dam yerine çatı örtsün, mutfağında dolap, banyosunda sıcak su olsun talepleri vardı.\u003cbr\u003eHaklıydılar. Ama bu talepler, basitçe köydeki evleri makul bir konforla buluşturmanın ötesine geçiverdi. Köy evinin iki katla sınırlı yükseklik ölçüsü bir anda aşıldı, üç, derken dört, beş katlı evler yapılır oldu. Evler birbirini gölgeledi, taş malzeme yerini betona bıraktı, herhangi bir şehrin gecekondu mahallesine\u003cbr\u003ebenzer bir manzara çıktı ortaya. Artık ortada bir köy kalmamıştı. Bu hikâye sanırım ülkemizdeki bütün köylerin ezbere bilinen hikâyesi. Özellikle çokça göç veren köylerinde, bu yeni evler, göç eden köylülerin tekrar köylerine ama bu kez muzafferane bir şekilde dönmelerinin ödülü olarak dikilen zafer anıtları gibi. Çirkin ama gösterişli, köyle barışık değil aksine köye meydan okuyan anıtlar bunlar.\u003cbr\u003eBu evler, göç etmiş köylülerin köy özlemlerini dindirmek için yapılıyor sanki. Ama araştırmalardan, basitçe böyle bir psikolojik sağaltımla açıklanamayacağı anlaşılıyor. Özlem gibi masumane bir duygunun bazen gösteriş, bazen yeni bir imge inşası, bazen bir tür intikam gibi duygularla harmanlandığı da oluyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eNihayet nüfusunun çok önemli bir kısmı doğduğu yerden göç etmiş insanların ülkesi olan Türkiye’de, köye ev yaptırmanın çok popüler bir talep olduğunu ve bu sayıdaki dosyamızda bu talebi teşrih ederek okurlarıyla buluşuyor.\u003cbr\u003eDosya Emek Barış Kepenek’in “Betonla Yazılan Gurbet Masalı: Köye Dönüşün Mimarisi Bize Ne Anlatır?” başlığında açılarak kentten köye geçişi Doğu Karadeniz örneği üzerinden inceliyor ve göçmenin köyde yaptırdığı evlerin sosyal statü, yardımlaşma ve başarı göstergesi hâline gelişini tartışarak beton yapılar, bungalovlar ve gösteriş odaklı mimari üzerinden, modern yaşam yolculuğuna taşınan yerel dokuyu nasıl değiştirdiğini ele alıyor. Ardından Aleyna Ayan Aydın, “Kafa Yok, Gövde Var: Köy Evini Yeniden Düşünmek” başlığında kerpiç ve yerel mimari üzerine çalışan mimar Serkan Duman ile, köy evlerinin dönüşümünü mimarlık, eğlence ve inşaat sektörü üzerinden gerçekleştirdiği söylşide; geleneksel malzemenin modern konforla buluşmasının olanaklarını, betonlaşmanın arka planını ve yolculukta yeniden doğru bir mimari dil kurmanın yollarını irdeliyor. Murat Şentürk, “Yaşlanırken Köye Ev Yaptırmak”, köye ev yaptırma fikrini memlekete dönüşün ekonomik bir tercih değil; yardımlaşma, hatıralar, aile bağları ve yaşlılıkla yeniden anlam arayışıyla şekillenen bir hayat tercihine bağlayarak köye dönüşün çoğu zaman hayal edilen kadar kolay olmadığını aktarıyor. Sonrasında Tuba Kaplan, “Kerpiç Evli Bir Köye Yerleşmek İstiyordum” başlığında Bekir Cantemir ile gerçekleştirdiği söyleşide, İznik Ömerköy’de restore ettiği kerpiç ev üzerinden şehirden köye yönelişin tarihî hafıza, yerel üretim ve köydeki ilişkiler olduğunu anlatıyor. Köyü romantize eden ya da bir gayrimenkul yatırımına dönüştürülen yaklaşımları eleştirirken, yerel mimariyi, üretim ve köyün ekonomik olarak korunmasız bir yerleşme anlayışıyla kurduğu hayatı aktarıyor. Zeynep Özel, “Pek Kıymetli Sefer’in İdris, Yakup’un Ali ve Bilumum Dedelere Mektup” yazısında Karadeniz köylerine yazılan edebî bir mektup üzerinden köy evlerinin, aile dağılımını ve ortak yaşam kültürünün yaşamının nasıl değiştiğini betonlaşma, miras kavgaları ve köyle kurutulmuş yüzeysel ilişkileri kaybolan mekân hafızasını ve dedelerden miras kalan yaşam biçimini hüzünlü ama ironik bir dille hatırlatıyor.\u003cbr\u003eNihayet’in Kayıtlar, Hayat Memat ve Kültür Atlası sayfalarında da okuru birbirinden önemli yazılar bekliyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eCihan Aktaş’ın “Yarımburgaz Mağaraları, Yakın Uzak” yazısı İstanbul’un en eski yerleşim izlerinden biri olan Yarımburgaz Mağaraları üzerinden kültürel hafıza, tarihin bilincinin ve korunmasının önemini vemağaraların arkeolojik bir değer ötesinde insanlığın ortak hikâyesini içeren canlı mekanlar olduğunu hatırlatıyor. Yazı, ihmal ve tahribat karşısında tarihî mirasa sahip çıkmanın gelişimini vurgularken, zengin bir mağara kültürü okuması yapıyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eSemiha Mıhçıoğlu, “Sufilerin İzinde: Doğuda Alternatif Bir Rota – I” başlığında, Doğu Anadolu’nun tarihini ve tasavvufî mirasını merkeze alan bir seyahat rotası öneriyor. Diyarbakır Ulu Camii’nden Veysel Karanî Türbesi’ne, Kasrik’teki Nakşibendî-Hâlidî külliyesine uzanan yolculuklarda, şehirlerin manevi hafızasını, evliya menkıbelerini ve ziyaret bir kültür yoluyla klasik gezi anlayışının ötesinde alternatif bir rota sunarak gözlemlerini aktarıyor.\u003cbr\u003eZeynep Dinçer Berdibek, “Çay Sarhoşluğu”nda Uzak Doğu çay hayatından hareketle “çay sarhoşluğu” sistemine merkeze alarak çayın içecek olmanın yanında ayrıntı ve zihnin dönüştürülen kültürel bir deneyimi olduğunu anlatıyor. Çin ve Japonya’daki çay geleneğini Türkiye’de ve dünya çaylarında karşılaştıran yazı, çayın sessizliği, denge ve sürekli olarak istikrarlı bir şekilde saklanması zarif bir üslupla ele alıyor.\u003cbr\u003eTahsin Yıldırım, “Hayata Kalemiyle Tutunan Yazar: Ömer Seyfettin” başlığında Ömer Seyfettin’in edebî kişiliğinin yanında yazıyla ayakta durmaya çalışan çetin hayat mücadelesini de anlatıyor. Mektuplar, hatıralar ve dönem tanıklıkları eşliğinde, geçim direnişi içinde üretilmeye devam eden yazarın yayın dünya ilişkisini, hikâyelerinin özelliklerini ve karakterini gözler önüne seren biyografik bir portre sunuyor.\u003cbr\u003eOnur Öner, “Niyazi Sayın: Bir Rehberin Ardından” başlığında, yakın tanıklıklarından hareketle Türk musikisinin büyük neyzeni Niyazi Sayın’ın sanatını, hayata bakışını, tasavvufî dünyasını ve estetik hissini anlatıyor. Müzik hayatının geçirdiği bireysel çalışmalarıyla bu portre; fotoğraftan koleksiyonculuğa, dostluklardan İstanbul’un manevî duraklarına kadar uzanan hatıralarla, Niyazi Sayın’ı bir sanatkârdan alternatif bir “rehber” olarak yeniden hatırlatıyor.\u003cbr\u003eFurkan Ceylan, “Doğa Yavaşlığı Seviyor” başlığında Aleyna Ayan Aydın ile yaptığı söyleşide cilt sanatına uzanan kişisel yolculuğunu ve kitaplara yayılan serüvenini, cilt atölyesini anlatıyor. Kâğıdın İslam medeniyetinden Avrupa’ya yayılan Osmanlı cildinin inceliklerine kadar pek çok başlığa değinen söyleşi, unutulmaya yüz tutmuş hikâyelerin yeniden ihyası ve kitap kültürünün hafızasını korumanın önemine dair ilginç detaylar barındırıyor.\u003cbr\u003eMehmet Kırtorun, “Cennetin İşgali: Unchosen” yazısında Unchosen dizisinden hareketle seçilmişlik düşüncesi, dinî otorite ve psikoloji üzerine düşündürücü bir okuma sunuyor. Kutsallığın istismar edildiği kapalı cemaat yapılarının bireylerini nasıl kuşattığını film üzerinden okuyor.\u003cbr\u003eAyhan Demir, “Hersek'in En Büyüğü: Karagöz Bey Camii”nde arşivdeki kartpostallarıyla Mostar’ın simge yapılarından Karagöz Bey Camii’nin mimarisi, mimarisi ve Bosna’nın kültürel hafızasındaki yerini anlatıyor. Klasik Osmanlı mimarisinin seçkin örneklerinden biri olan caminin savaş dönemlerindeki tahribatı ve titizlik sürecini aktarıyor.\u003cbr\u003eÖmer Faruk Aksoy, “Ağavat: Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî'nin Hadım Muhafızları”nda Haremeyn’e yüzyıllar boyunca hizmet eden Ağavat teşkilatının bilinmeyen tarihi kişisel tanıklıkları ve arşivlediği anılarıyla anlatıyor. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî'nin hadım muhafızlarının hizmetleri, hayat tarzları ve seçim zaman içinde nasıl sona erdiğini ele alan yazı, kutsal mekânlara adanmış bu özgün hizmet geleneğinin modern dönemdeki gözlerin önünde seriyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eNecati Tonga’nın, “Hazine-i Evrak: Tevfik Fikret (1867-1915)” başlığında bu arşiv derlemesi, Tevfik Fikret’in yaşamına ve entelektüel üretimine dair görsel ve belge niteliğindeki materyalleri bir araya getiriyor. Gençlik fotoğrafları, mektubu, çevresi, anlarına ait kareler, gibi unsurlar üzerinden şairin hayat çizgisi kronolojik ve görsel bir bütünlük içinde sunuluyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003eKevser Çelikel, “Sürgünden Saraya Patlıcan”da bugün sofraların vazgeçilmezi olan patlıcanın Güney Asya’dan Osmanlı mutfağına uzanan ilginç serüvenini anlatıyor. Bir dönem zararlı ve uğursuz sayılan patlıcanın saray mutfağındaki yükselişini, “Bürani”den meşhur patlıcan yangınlarına kadar uzanan tarihî anekdotlarla ele alan yazı, mutfak kültürünün hafızasına keyifli bir yolculuk sunuyor.\u003c\/p\u003e\n\u003cp style=\"text-align: justify;\"\u003e\u003cbr\u003eNihayet’i Türkiye’nin her yerinde gazete bayileri, seçkin kitabevleri ve zincir mağaza marketlerde bulabilir, www.birliktedagitim.com sitesinden kolayca abone olabilirsiniz.\u003c\/p\u003e\n\u003c\/div\u003e","brand":"Nihayet Dergisi","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":52523057709336,"sku":"book_dyk_4444444445127","price":6.74,"currency_code":"USD","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0760\/4132\/2776\/files\/yMKSHICyzKxsNGZx2EElYdTu9tykr7UuwazMUcYR.jpg?v=1786840897","url":"https:\/\/dunyadakitap.com\/products\/nihayet-aylik-dergi-sayi-140-agustos-2026-nihayet-dergisi-ciltsiz","provider":"Dünyada Kitap","version":"1.0","type":"link"}